Akşener aslında ne yaptı, neden yaptı?

“Vay, vay, vay, vay, vay, vay, vay anasını sayın seyirciler. Bu kadarını inanın ben de tahmin edememiştim”. Meral Akşener’in zehir zemberek açıklamasına yayında “yakalanan” Cüneyt Özdemir’in şaşkınlığı!

Nasıl tahmin edebilsin ki yılların “kurt” gazetecileri? Altılı Masa’nın görüşmesi dört buçuk saat sürmüş, bütün kameralar kapıda bekliyor. İçeriden en son haber geliyor; “ortak açıklama yazılmaya başlandı, liderler de birlikte yemeğe oturdular”. Zaten en “kulağı delik” gazeteciler bile “adayın açıklanacağını” beklemiyor çünkü aday, seçim tarihi açıklanınca duyurulacak ama “adaya karar verilmiş olmasına” kesin gözüyle bakılıyor. Sonra ufak ama çok ufak bir sarsıntı; toplantı tam olarak sonlanmadı, Pazartesi toplantı devam edecek. Hımm, yeni bir taktik olsa gerek.

Sonrası şok, şok, şok… Meral Akşener, prompterdan döktürüyor; “kıskaca alındık”, “dayatmaya mecbur bırakıldık”, “boyun eğmeyeceğiz”, “şahsi hırslar”, “kişisel ajandalar”, “mübah sayılan kuyruklu yalanlar”, “yenilgi yenilgi büyüyen küçük hesaplar”, “Altılı Masa artık millet iradesini, kararlarına yansıtma kabiliyetini kaybetmiştir”, “noter masasında olmayacağız” ve “İYİ Parti ölüm ile sıtma arasında bir tercihe zorlanmıştır. Elbette buna boyun eğmeyeceğiz”…

***

Bir an için; siyasetin açık ve şeffaf yapıldığını, söylenen her söze gerçekten inanıldığını, arkasında gizlenen bir hesabın olmadığını varsayalım!

Ve safça (her iki anlamda da[1]) Akşener’in ve İYİP Genel İdare Kurulu’nun gerekçelerini inceleyelim!

1-Kazanacak aday: Akşener, aylardır bu vurguyu yapıyor. Yani iyi niyetli bir değerlendirmeyle denebilir ki Erdoğan iktidarının yenilmesini o kadar çok istiyor ki işi garantiye almanın peşinde, diğerlerinin önceliği bu değil. Yani memleketi en çok düşünen kendileri, diğerleri ise “şahsi hırslar” ve “kişisel ajandalar” peşinde.

Oysa siyasi geleceğini en büyük riske sokanlar başta Kılıçdaroğlu ve Karamollaoğlu olmak üzere diğerleri. Üstelik Kılıçdaroğlu’nun şahsi hırsı bu derece “yüksek” olsa Deniz Baykal’ın arkasında durmaz, Ekmelettin’e evet demez, İnce’ye boyun eğmezdi. Ayrıca sadece Genel Başkanları değil, 5 partinin bütün yönetici kadrolarının “öngörüsüz” olduğu iddiasını içeriyor. Yani bu riski gören ve almak istemeyen sadece Akşener, diğerleri ise “son tahlilde” Erdoğan’a yarayacak seçenek peşinde.

Gösterilecek adayın kişi üzerinden yapılması, diğer yandan Altılı Masa’nın temel ilkelerine de aykırı değil mi? Tek adam karar vermeyecek, 6’sı birden yönetecek, zaten geçiş süreci olacak, ne yapılacağını onlarca sayfa yazarak karar verildi zaten, v.s. v.s. Yani bu seçimi aday değil, program, ilkeler ve parlamenter sisteme geçiş iddiası kazanmayacak mıydı? Ve 6 partinin örgütü, örgütlü faaliyeti ve sinerjisi, enerjisi. Eğer sadece amaç kazanacak aday idiyse ne gerek vardı bunca ayrıntıya, en baştan bu amaç deklere edilmeliydi!

“Kazanacak aday” vurgusu, “benim adayım kazanmalı” ile karışmış olabilir mi?

2-Mansur ve Ekrem: “Milletimiz size de ateşten bir gömlek giymeyi vazife kılmıştır”. Bu ikisinden biri (keşke mümkün olsa da ikisi birden aday olabilse) aday olsa kesin kazanılır? Gerçekten öyle mi? Bugün aklı başındaki her siyaset bilimci HDP’nin işaret etmediği bir adayın asla kazanamayacağını söylüyor –ki HDP, Mansur’a oy vermeyeceğini deklere etti-. İmamoğlu’nun siyasi yetersizliği, deneyimsizliği (ve olası geçmiş dosyaları) Erdoğan karşısında başına büyük işler açabileceği gibi, İstanbul’un seçim sürecinde ve sonrasında AKP’ye devredilecek olması da ayrı handikap. Haa, bir de siyasi yasak mevzusu var ki maazallah bir anda adaysız bile kalınabilir. Yani bu iki seçenek de “kazanacak aday”ı çok daha kazanamaz hale getirebilir.

“Kazanacak aday”lar, kazandırılmayacak adaylar olabilir mi?

3-Anket yaparak milletimizin eğilimini görelim: Elbette bu iyi niyetli bir öneri olarak görülebilir, sonuçta siyasetin de istatistiğe ve matematiğe ihtiyacı var. Ama 12. Toplantıda seçime 2 ay kala, bu samimi bir öneri midir? Madem böyle bir yöntem tercihi vardıysa her parti her toplantıdan sonra anket yaptırır ve bir sonraki toplantıda eğilim görülebilirdi. Ayrıca şimdiye kadar hangi anket şirketi istikrarlı bir “tutturma” yeteneği sergiledi ki?[2]

Bilinir ki siyasette “hin” olanlar asla doğrudan hayır demezmiş, ya işi yokuşa sürerlermiş ya da işi “komisyona” havale ederlermiş. Hadi biz yine iyi niyetli davranıp Akşener’in zaman kazanmaya çalıştığında “hemfikir” olalım.

Siyaset, anketleri değil de anketler, siyaseti belirleseydi keşke!

4-“Dayatmaya mecbur bırakıldık” diyor Akşener. Açıkçası ve elbette ki 5’e 1 dayatmadır, 4’e 2 daha büyük bir dayatmadır, 3’e 3’te karar uygulayanlar, çok çok daha büyük dayatanlardır. Ancak 1’in 5’e “illa benim dediğim olur, yoksa kalkarım masadan hatta tencereye de tükürürüm” demesi dayatma olarak bile değerlendirilemez! Demokraside bir karşılığı olmadığını biliyorum ama siyasi literatürde karşılığı var mı, bilmiyorum! Sonuçta Altılı Masa eğer en başında “adayı, oy birliği ile belirleme” kararı almamışsa doğal olarak oy çokluğuyla alacaktır (ya da aday belirlemeyecektir).

5-“Kalkmadık, kaldırıldık”. Akşener, bu iddiasını Kılıçdaroğlu’nun “siz katılmıyorsanız, biz 5 parti olarak açıklayalım o zaman” demesine dayandırıyor. Yani “sizin de imzalamanız gerekiyor” dememiş, “sessiz kalın” dememiş, “oylayalım ve çoğunluk kararı olsun” dememiş. Kısaca “var olan durumu açıklayalım” demiş.[3] Akşener’in masadan kalkmaması için diğer 5 kişinin kalkması ya da Akşener’in her dediğini kabul etmesi gerekirdi.

6-Ölüm ile sıtma! Aslında “bamteli” burası. Buna iyi niyetli bir açıklama bulamadım. Çünkü bu benzetme gerçekte sorunun “kazanacak aday” olmadığının itirafı. Çünkü ölüm Erdoğan, sıtma Kılıçdaroğlu. Kılıçdaroğlu kazanırsa “sıtma” kazanacak! Ve “sıtma”nın kazanma ihtimali varmış.

İyi niyetli değerlendirmelerde en iyi niyetli sonuç şudur; Akşener kendine, İYİP de Akşener’e çok güvenmiş; “ne yapar eder ve Kılıçdaroğlu’nu engeller(im)”. Çünkü Erdoğan bizim için “ani ölüm” ise Kılıçdaroğlu “sürünerek ölmemiz” anlamına gelir. Çünkü o, hem CHP’li hem Alevi. Üstüne üstlük Kürtlerin ve solcuların “bitleri kanlanacak”.

***

Şimdi artık “art niyetli” değerlendirmelere geçilebilir!

Lafı çok uzatmadan, Maraş-Antakya depreminin bu sonuca yol açtığını söylemek çok iddialı olacaktır ancak depremin, bu sonucu tetiklediğini, hızlandırdığını söylemek yerinde olur kanaatindeyim.

1-Depremin ilk günü “Bizim susma zamanımız, devletimizin konuşma zamanı” diyen Meral Akşener üç gün konuşmadı. Neden? Neden sustu değil, neden deprem zamanı halk susacak da devlet konuşacakmış? Tam tersi olması gerekmez mi, yani halkın (muhalefetin) konuşması devletin susması? Halk bağıracak, devlet sunacak!

Erdoğan’ın sorgulanması, devletin de sorgulanması mıdır? Evet, 20 yıllık iktidarın sonunda Erdoğan sorgulanırsa devlet de sorgulanıyor demektir. 20 yıl boyunca onunla çalışmış, en mazlum ifade ile 20 yıllık Erdoğan iktidarına karşı çıkmamış, konum beklemiş, sırasını beklemiş, suçları gizlemiş devlet kadroları da sorgulanıyor demektir.

Erdoğan’ı iktidardan indirmek devlete kalıcı hasarlar verecekse, bu vebalin altında kalmak, sorumlu tutulmak ister mi Akşener?!

2-Deprem, ülke halkları için büyük bir katliama ve yıkıma yol açarken sermaye grupları için de büyük fırsata ve büyümeye neden olacak. Bu yeniden inşa süreci, Türkiye’nin büyüme rakamlarına yüzde 1 civarında fazladan eklenmesine yol açacak. Ve özellikle Hakkı Özdal’ın işaret ettiği gibi bazı sermaye gruplarının bu süreci Kılıçdaroğlu’na “emanet” etmesi hiç akıllıca değil. Akşener’in de bu sermaye gruplarına kulak vermemesi akıllıca olmasa gerek!

3-İlginçtir, Akşener Masa’dan ayrılınca deprem için kurulan Altılı Masa’nın 6’lı koordinasyon ekibinden de İYİP temsilcisi ayrılmış.[4]

4-Depremin, Erdoğan iktidarını sarsacak çok önemli etkileri oldu. Özellikle AKP’nin “oy deposu” olan yerlerde de devletin yokluğu, AKP’nin gerçek yüzüne bizzat tanıklık edilmesine vesile oldu. Kuşkusuz Saray’a gelen “anketler” bunu daha çarpıcı rakamlara dönüştürmüştür. Ve kaybetmektense her ne pahasına olursa olsun karşı tarafın kazanmasını engellemeye çalışacak bir Erdoğan iktidarı birtakım vaatler, birtakım sözler ve yeni gelecek yapılandırmaları pekâlâ yapmış olabilir.

5-Herkesin tahmini; eğer deprem yaşanmasıydı seçimlere giden süreçte ülkede çok farklı olaylar, olaylar, olaylar yaşanacak/yaşatılacaktı. Seçim sonuçlarının riskli olduğu daha önceki dönemlerde olduğu gibi. Suriye’de YPG ile savaş Esat ile uzlaş, Yunanistan ile gerginleş, Ukrayna’da barış elçisi ol, İŞİD’i değerlendir, Ay’a roket fırlat, TOGG’u Formula pistine çıkar, İHA’lara takla attır, v.s. Bunların hepsi işlevini yitirdi, çöp oldu. Özellikle Kürtlerle topyekün savaş. Şimdi devletin yeni planlara, yeni yapılanmalara ihtiyacı var.

Hadi buyurun Bursa’ya. Yeşil Bursa, kontr-gerilla Yeşil’in tarafında. Hangi Yeşil? Sıfatını doların yeşilinden alan Yeşil. Bu ülkede en kolay kontrol edilebilir olan kontr-gerilladır. Dur dersin durur, yürü dersin yürür, deprem de durdurmaz onu! Gücünü kafasından değil, ayağından alır…

6-Tüm bunların yanında Altılı Masa’nın toplantısının olduğu güne dönersek, bir mantıksızlık olduğu aşikar. Beş başkan tercihlerini ifade ediyor, Akşener de itirazını/önerisini beyan ediyor. Eyvallah. Sonra ortak metin hazırlanıyor, okunuyor ve imzalanıyor; “Cumhurbaşkanı adayımız konusunda ortak bir anlayışa ulaşmış bulunuyoruz. Nihai açıklamayı 6 Mart Pazartesi kamuoyuyla paylaşacağız”. Buna da eyvallah. Sonra yemeğe oturuluyor, bir saatten fazla yemek yeniyor, sohbet muhabbet. Ve herkes evlerine dağılıyor.

Anlaşılan, ne olduysa toplantı dağıldıktan sonra olmuş. Birileri bu gelişmelerden ve yaşananlardan çok rahatsız olmuş olmalı ancak bu kişinin Akşener olmadığını biliyoruz. Çünkü Akşener gibi yılların siyasetçisi bir Asena, olan bitenin farkındadır.[5] Paçacı’nın, Ağıralioğlu’nun ya da Çömez’in ona bu kadar “sert” bir açıklamayı okutturması düşünülebilir mi?[6] Akşener değilse, İYİP’in “resmi” ağır topları değilse, bu tehlikeye kim(ler) dikkat çekmiş olmalı?

7-Ne yazık ki “burjuva siyaset tarzı”nın hakim olduğu bu dünya sisteminde[7] kişisel hesaplar, grupsal hesaplar ya da veballer ya da vefalar “makul siyasi gerekçelerle” paketlenip üzerine yıllarca siyasi/sosyal/ideolojik analizler yapılmaya çalışılıyor. Bu ülkenin tarihinde bolca görüldüğü üzere. Mesela Bülent Ecevit’in Tayyip Erdoğan’ın kazandığı ilk İstanbul BB seçimlerindeki tavrını kim sosyal demokrasi ilkeleriyle açıklayabilir, mesela Deniz Baykal sırlarıyla gitti “rahmetli”, mesela Bahçeli ne oldu da üç kere beş kere 180 derece dönüverdi. Mesela Soylu, pardon o denemez, onun nedenini herkes biliyor…

İyi niyetli ya da art niyetli ama kimsenin itiraz edemeyeceği nesnel sonuç; Erdoğan iktidarı, depremin konuşulduğu gündemden kurtuldu ve Altılı Masa bir eksildi.

Döner mi? Masaya döner mi dönmez mi bilinmez ama Akşener “yolundan dönmez”…[8]

NOTLAR:

[1] a-kolaylıkla aldatılabilen, bön b- İyi niyetli, art niyetsiz

[2] “mübah sayılan kuyruklu yalanlar” olduğuna göre. 5 partinin anketinden Kılıçdaroğlu’nun oyu yüzde 90 çıkarsa ne olacak? Ya da İYİP’inkinden Mansur’un oyu yüzde 99?

[3] Kılıçdaroğlu’nu savunmak bana niye düşüyorsa… Bu arada, Akşener’in tutum değişikliğinden ilk haberi olanlardan birinin Kılıçdaroğlu olduğuna dair güçlü bir gelişme var elbette. Sol Parti ve TİP ile görüşme trafiği. Eniştemiz, bunu durup dururken “yapmazdı”…

[4] “Duvarı yıkmışlar, bir de briketleri kırmışlar. Duvarı yıktınız, bari briketleri kırmayın. Pirketleri kırmamış olsalar yeniden yapardık”

[5] Artık kimse Fetö’cü diyemez.

[6] Bu arada Turhan Çömez; Aydemir, Fakıbaba, Kavuncu ve Çıray ile ortak tweet atmışlar ve demişler ki “AKP/Cumhur İttifakı ile, Asla birlikte olmadık, Olmayacağız”. Ne kadar inandırıcı? Üç gün sonra “devletin bekası için Erdoğan kaçınılmazdır” diye ortak tweet atmayacaklarını kim garanti edebilir?

[7] Burjuva yerine “devrimci” konarak da aynı tarz hayata geçiriliyor elbette…

[8] Nasıl bilirdiniz? …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir