İstanbul Bahçelerinde Sanat: Folia Sergisi
Seray Şahinler / İstanbul – Bahçeler, tarih boyunca pek çok sembolik anlamla ilişkilendirildi. Cennet bahçeleri, çocukken dinlediğimiz masallarda, izlediğimiz filmlerdeki mükemmel bahçeler, tablolarda tasvir edilen yemyeşil alanlar. Güzelin müjdecisiydi bahçeler. Günümüzde ise özellikle büyük kentlerde ‘bahçe’ bir kavram olarak dahi kullanılamaz oldu. Bahçenin parlak çağrışımı insan eliyle karartıldı…
Bağlarbaşı’ndaki Abdülmecid Efendi Köşkü’nde kapılarını açan “Folia” sergisi, bahçeye yeniden ‘büyüleyici’ kapısından bakıyor. Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç’un ‘büyülü bahçe’ fikrinden hareketle, Selen Ansen ve Eda Berkmen’in küratörlüğünde düzenlenen sergi, tarihi köşkün iç ve dış mekanlarını birbirine bağlarken, doğanın canlılığı ve bereketi ile insanın hayal gücü arasında köprü kuran çok duyulu bir deneyim sunmayı amaçlıyor.

Köşkle Bağ Kuruyor
Abdülmecid Efendi Köşkü zaten varlığıyla bahçe fikriyle doğrudan bağ kuruyor. Osmanlı’da av köşkü olarak kullanılmış, haliyle etrafındaki bitki ve hayvan çeşitliliği malum. Köşkün duvar ve tavanlarını süsleyen zengin bitki motifleri, doğanın iç mekâna da sirayet eden varlığının bir kanıtı. “Folia” sergisi de burada devreye girerek köşkün kendisiyle ve mazisiyle konuşarak bugünden bir büyülü bahçe kuruyor.
100’e yakın sanatçıyı ve 300’den fazla yapıtı kapsayan sergi, Japonya’dan Güney Afrika’ya kadar farklı coğrafyalardan ve 19. yüzyıldan bu yana tarihin farklı dönemlerinden sanat eserlerini popüler kültür, botanik bilimi ve zanaatla ilişkilenen nesnelerle buluşturuyor. Köşkün iki katına yayılan sergi, hayalle gerçeğin iç içe geçtiği masalsı öğelerle, yer yer tekinsiz evrende bir anlatı sunuyor. Küratörler nasıl bir bahçe inşa edeceklerini çok iyi kurgulamış.

Fatoş İrwen, Zaman Hasadı’nda, Mezopotamya bölgesinin bereketli Dicle Vadisi’nde yeşeren, görkemli Hevsel Bahçeleri’nin anısını canlandırıyor. Douglas White’ın patlamış tır lastiklerinden ürettiği heybetli kara palmiyeleri, ilk bakışta tropik ormanlarda büyüyen ve hastalanınca yakılan gerçek palmiye ağaçlardan yapılmış. Nathalie Latour’un natürmort heykelleri ise doğanın doğurganlığına ve kendi kendine çoğalabileceği koşulları yaratma yetisine dair bir övgü niteliğinde. Paloma Varga Weisz’in “Yabaniler” isimli bronz eseri, evcil ve vahşi olan ve onlara atfedilen kavramlar arasında gidip geliyor. Necla Rüzgar’ın “Hayatta Kalma Becerileri” serisine ait resminde ise avcıyla avlananın mücadelesi.
Organik ve Fantastik
Latincede bir yandan ağaç yapraklarına, dolayısıyla da botaniğe ve doğaya, diğer yandan da çılgınlığa ve aşırılığa gönderme yapan ikili anlamından yola çıkan “Folia”nın köşkte kurduğu bu büyülü bahçe çok organik ve çok fantastik. Aynı zamanda hem gerçek hem masalsı. Sergilenen eserler, doğadaki süreçleri farklı malzemeler ve mecralar aracılığıyla yorumlarken bitkiler, hayvanlar ve insanlar arasındaki karşılıklı etkileşimleri yeniden düşünmeye teşvik ediyor.